Kitap ve defter kaplamanın okullarda neredeyse zorunluluk olduğu yıllarda, küçük bir ihtiyacı fark edip çözüme dönüştürmek; çocuk yaşta kazandığım ilk amatör girişimlerden biriydi. Aslında bu süreci bir tür deney, deneme-yanılma ve gözlem olarak da tanımlayabilirim.
Okullarda kitap ve defter kaplatılan dönem ne demekti, neden yapılırdı?
Sözde amaç kitapları korumaktı. Eğitim-öğretim yılının başında her öğrenciye yepyeni kitaplar dağıtılır, hemen ardından bu kitapların kaplanması istenirdi. Fikir kağıt üzerinde mantıklı görünse de pratikte çocuklar ve aileler için ciddi bir eziyetti.
İşin ilginç yanı şuydu: Dönem sonunda bu kitaplar bir üst sınıfa geçen öğrencilere devredilmez, çoğu zaman çöpe giderdi. Her yıl yeniden basılırdı. Gelişmiş ülkelerde ise tam tersi bir sistem vardı; kitaplar korunur, yıllarca el değiştirir, tasarruf sağlanırdı. Bu da küçük ama önemli bir dip not.
Bir süre sonra bu kitap-defter kaplama işinin “kolayı” çıktı. Bant, makas, gazete kâğıdıyla uğraşma dönemi yavaş yavaş bitmeye başladı. Direkt kitap ebadına uygun, tak-kullan plastik kılıflar nadiren de olsa ortada görünüyordu.
Bir gün sırf araştırma yapmak için girdiğim bir kırtasiyede, defter ve kitap ölçülerine uygun bu plastik kılıfları fark ettim. Kaplama derdini tamamen ortadan kaldıran bu ürünle birlikte, olaylar da tam olarak orada gelişti.
Ortaya “Win-Win” durumu çıkmıştı:
- Ben kazandım.
Ambalajlama, bantlama, ciltleme işleriyle uğraşmadım. Kılıfı taktım mis gibi çözüm oldu. Tam anlamıyla bir life hack.
- Diğer öğrenciler ve özellikle veliler kazandı.
Eğitim yılının başında günlerce süren kitap-defter kaplama çilesi sona erdi. Tonla hayır duası aldım.
- Maddi ve manevi olarak kazandım.
Ürünleri toptan aldığım için pahalı satmadım. Maddi durumu zayıf olduğunu bildiklerime ücretsiz verdim. Okul genel olarak zengindi ama o mahalleden dolayı kayıt yaptırmış birkaç fakir aile de vardı. Bu vesileyle onlara da faydam dokunabildi.
Sonuç olarak saçma bir zorunluluğu hem kendim için çözdüm hem de çevreme fayda sağladım. Üstelik bu küçük girişim, çocuk yaşlar için hatırı sayılır bir sermaye biriktirmeme de vesile oldu.
Peki bu fikirden ne kadar kazandım?
O yıllarda dolar kuru 1,25 – 1,29 arasında dolaşıyordu.
Yaklaşık 50 dolarlık bir sermayeyle başladım. Yani kabaca 62,5 lira. O dönem bir reşat altının yaklaşık 230 lira olduğunu varsayarsak, başlangıç sermayem çeyrek reşat civarındaydı.
Sonuçta, tüm masraflar düşüldükten sonra (masraf olan örneğin çarşıya gidip gelmeler, döviz al-sat işlemleri, yenilen iskenderler, dondurmalar gibi her şey düşüldükten sonra) dolu dolu 6 reşat altını net kazanç oldu. O yaşlar için oldukça büyük bir paraydı.
Öyle öyle, ilerideki başka hedeflerin peşinatları ve sermayeleri de yavaş yavaş birikip katlanarak büyümeye başlamıştı...
Kitap ve defter kaplama neden bu kadar sorunlu bir uygulamaydı?
Çünkü sözde koruma amacıyla yapılan bir iş, zaman, emek ve sinir kaybına dönüşmüştü. Üstelik dönem sonunda o kitapların çoğu bir daha hiç kullanılmıyordu. Yani boşuna kaplandıklarıyla kalıyor ve kimse itiraz edip sorgulamıyordu. Olan aileler ve öğrencilere oluyordu.
Bu hikayedeki girişimciliğinizin topluma faydası ne oldu?
Ortada kimsenin sorgulamadığı ama herkesin katlandığı bir saçmalık vardı. Ben o saçmalığı önce kendim için çözdüm, sonra bunun başkalarına da yarayabileceğini gördüm. Girişimcilik dediğim şey tam olarak bu fark anında başlıyor. Benim okula yaydığım bu plastik kılıflar sayesinde kitap defter kaplama eziyeti tarihe karışmıştı. Benden sonra bu olay kırtasiyelere de yayıldı ve bir daha -özel olarak eski usül tercih edenler haricinde- kimse bu eziyeti çekmedi.
Bu fikir “zekice” miydi yoksa sadece denk mi geldi?
Ne dahiceydi ne de tesadüf. Uzun süre maruz kalınan bir eziyetin doğal sonucu olarak ortaya çıktı. Bir şey insanı yeterince rahatsız ediyorsa, çözüm de yavaş yavaş şekilleniyor. Uygun an geldiğinde yani fırsat olduğunda ise bir yerden başlayıp çözüme ulaşmış oluyorsunuz.
Plastik kılıf çözümünün asıl değeri neydi?
İşi kökten basitleştirmesiydi. Süreci kısaltıyor, hatayı azaltıyor ve herkes için aynı sonucu üretiyordu. Yani zahmeti ortadan kaldırıyordu. O dönemleri bilmeyen insanlar bunun zorluğunu anlamakta zorlanabilir. Yaklaşık bir hafta boyunca okuldan gelip her akşam defterler ve kitapları ölçüp biçip kaplamanız gerekiyordu. Bu işi sadece siz değil ailenizle birlikte yapmanız gerektiğinden onlar da bıkıyordu.
Bu işten gerçekten anlamlı bir kazanç sağladın mı?
O günün şartlarında evet kesinlikle. 50 dolarlık bir başlangıç, birkaç ay içinde 6 reşat altınına dönüşmüştü. Çocuk yaştaki biri için bu, soyut değil somut bir başarıydı. Halen daha hatırlıyorum ve özgüven olarak çok büyük geri dönüşü olmuştu. Buna benzer belki daha da saçma bir konudan yine ortaokul yıllarında bildiğimiz pastırma, peynir kutularındaki lastiklere oyun amaçlı talep olunca kazanmıştım. Onu da başka bir zaman anlatırım.
50 doların o dönemki karşılığı neydi?
Dolar 1,25 civarındaydı. Yaklaşık 62,5 lira ediyordu ve bu da bir reşat altının çeyreğine denk geliyordu. Yani çok küçük bir sermayem vardı ve merak, deneme yanılma arzusuyla, başarmanın vereceği tatmini de bildiğimden hiç tereddüt etmeden girdim. Kaybetsem de üzülmezdim hem başlangıç sermayesi küçük hem de maddi olarak kaybedilse dahi öğrendikleriniz, tecrübeleriniz yanınıza kar kalıyor. Bunları bildiğimden çok rahat yapabildim.
6 reşat altını kazançtan bahsettiniz. Peki bu kazanç gerçekten “net” miydi?
Evet, net kazanç su içinde 6 reşat altınıydı. Şöyle açıklayayım çarşıya gidiş geliş yol masrafları (çünkü döviz büfesine ve kuyumcuya gitmeniz gelmeniz gerekiyor), döviz alım satımı ve çarşıya kadar gitmişken yenen iskenderler ve dondurmalar gibi tüm masraflar çıktıktan sonra kalan su içindeki miktardı. Bunlar olmasa zaten 7 reşat olurdu ama insanın kendisini ve sevdiklerini de ödüllendirmesi, paylaşması da gerekiyor. Böylesi çok daha kazançlı.
Bu süreçte etik bir çizgi gözetildi mi?
Elbette evet. Pilot ve çok varlıklı ailelerin çocuklarını gönderdiği defalarca marka seçilen bir okuldu. Bu yüzden isteseydim ürünleri pahalı hatta çok pahalı satabilirdim. Bunun yerine gayet makul fiyattan kırtasiyelerin bile altına sattım. Dahası maddi durumu zayıf olduklarını bildiklerime hediye verdim. Yani etik çizginin gözetilmesinin çok üstüne çıkıp manevi olarak daha mutlu oldum. Düşünün hem sorun çözüyorsunuz hem üzerine içinizden geldiği için iyilik de yapabiliyorsunuz. Ve bunu çocukken biriktirdiğiniz küçük bayram harçlıklarını büyüterek yapıyorsunuz.
Bu deney size para kazanma anlamında ne gibi dersler kazandırdı?
Paranın nasıl büyütüldüğünü, katlandığını, biriktirilmiş küçük paraların elde tutulduğu zaman uygun bir fırsatta neler yapabildiğini görmemi sağladı. Birikimleri sadece birikim olarak bırakmanın en doğrusu olmadığını ve mutlaka bir girişim veya yatırıma koyup değerlendirmek gerektiğini anladım.
soru cevap bölümü eklendi
YanıtlaSilbu yazıyı güncellerken 22 ocak 2026 itibariyle reşat altının piyasa fiyatına baktım 45 bin 430 TL'ye satılıyor. 6 tanesi küsüratları saymadan su içinde 270 bin tl yapıyor.
Sil